+90 216 545 45 55 Pzt–Cmt 09:00–19:00
8 dk okuma

Endokrin Bozucu Besinler

Endokrin bozucu besinler, hormon sistemini etkileyebilecek kimyasallara maruz kalma riski taşıyan gıdalar ve ambalajlı ürünlerdir. Plastik kaplar, konserveler, pestisit kalıntıları ve aşırı işlenmiş gıdalar bu konuda öne çıkar.

Endokrin Bozucu Besinler

Son yıllarda “endokrin bozucu besinler” ifadesini daha sık duymaya başladık. Sosyal medyada bazen bir yiyecek tek başına suçlanıyor, bazen de mutfaktaki neredeyse her ürün zararlı ilan ediliyor. Böyle olunca insan ister istemez tedirgin oluyor: Yediğimiz domates, içtiğimiz yoğurt ya da saklama kabına koyduğumuz yemek hormonlarımızı gerçekten etkiliyor olabilir mi?

Bu konuya korkuyla değil, biraz bilgi ve biraz da sağduyuyla yaklaşmak gerekiyor. Çünkü çoğu zaman sorun besinin kendisi değil; besinin yetiştirilme, işlenme, paketlenme, saklanma veya ısıtılma şeklidir. Bu nedenle “endokrin bozucu besin” demek yerine “endokrin bozucu kimyasallara maruz kalma ihtimali bulunan gıdalar ve gıdayla temas eden malzemeler” demek daha doğru olur.

Endokrin Bozucular Nedir?

Endokrin sistem; tiroit, pankreas, böbreküstü bezleri, hipofiz, yumurtalıklar ve testisler gibi hormon üretiminde görevli organların oluşturduğu bir sistemdir. Hormonlar büyümeden metabolizmaya, uykudan üreme sağlığına, kan şekerinden ruh hâline kadar pek çok sürecin düzenlenmesine yardımcı olur.

Endokrin bozucu kimyasallar ise vücudun doğal hormonlarını taklit edebilen, hormonların etkisini engelleyebilen veya hormonların üretilme ve parçalanma süreçlerine müdahale edebilen maddelerdir. Bunlar bazı pestisitlerde, plastiklerde, konserve kutularının iç kaplamalarında, çevresel kirleticilerde ve farklı tüketici ürünlerinde bulunabilir. Dünya Sağlık Örgütü ve Endokrin Derneği, bu maddelere gıda, su, hava ve günlük kullanılan ürünler aracılığıyla maruz kalınabileceğini belirtiyor.

Burada önemli bir ayrım var: Bir maddenin hormon sistemiyle etkileşime girmesi, tek başına mutlaka hastalık oluşturduğu anlamına gelmez. Maruz kalınan miktar, maruziyetin ne kadar sürdüğü, kişinin yaşı ve maddenin vücuda hangi dönemde girdiği önemlidir. Özellikle gebelik, bebeklik, çocukluk ve ergenlik gibi gelişimin hızlı olduğu dönemlerde daha dikkatli olunması gerekir.

Plastik Ambalajda Uzun Süre Bekleyen Gıdalar

Mutfakta en sık karşılaştığımız konulardan biri plastik kaplardır. Plastikler tek tip değildir ve her plastik ürün aynı özelliklere sahip değildir. Ancak bazı plastiklerin üretiminde kullanılan bisfenoller ve ftalatlar, hormon sistemi üzerindeki olası etkileri nedeniyle uzun süredir inceleniyor.

BPA, bazı sert plastiklerde ve metal konserve kutularının iç yüzeyindeki epoksi kaplamalarda kullanılabilen bir kimyasaldır. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi, 2023 yılında gerçekleştirdiği yeniden değerlendirmede gıda yoluyla BPA maruziyetini tüketiciler açısından bir sağlık endişesi olarak değerlendirdi.

Bu nedenle özellikle sıcak, yağlı veya asitli yiyecekleri gelişigüzel plastik kaplarda bekletmemek iyi bir alışkanlıktır. Kullanılan kabın gıdayla temasa uygun olması önemlidir. Çizilmiş, rengi değişmiş, kokusu bozulmuş ve yıllardır kullanılan plastik kapları da artık kullanmamak gerekir.

Bu noktada paniğe kapılıp evdeki bütün plastik ürünleri bir anda çöpe atmaya gerek yok. Yapılabilecek en doğru şey, özellikle sıcak yiyeceklerin saklanmasında cam veya paslanmaz çelik gibi alternatiflere daha fazla yer vermektir.

emdokrin bozucular

Plastik Kapta Isıtılan Yemekler

Bazen yemeği buzdolabından çıkarıp doğrudan plastik kabıyla mikrodalgaya atıyoruz. Pratik olduğu doğru, ancak her plastik kap ısıtmaya uygun değildir. Isı, gıdayla temas eden malzemelerde bulunan bazı kimyasalların yiyeceğe geçişini artırabilir.

Endokrin Derneği, plastik kaplarda yemek ısıtılmamasını ve sıcak yiyecek ya da içeceklerin uygun olmayan plastiklerde saklanmamasını öneriyor.

En basit çözüm, yemeği ısıtmadan önce cam veya seramik bir kaba aktarmaktır. Bu küçük alışkanlık, günlük maruziyeti azaltmak için uygulanabilecek en kolay adımlardan biridir.

Özellikle tek kullanımlık paket servis kapları, yoğurt kutuları ve margarin kapları yeniden tekrar tekrar kullanılmamalıdır. Bu ürünler uzun süreli saklama veya yüksek sıcaklıkta kullanım amacıyla üretilmemiş olabilir.

Konserve ve Kutulu Gıdalar

Konserve ürünler zaman zaman hayat kurtarıcı olabilir. Evde yemek olmadığında bir kutu nohut, fasulye veya ton balığı sayesinde hızlı bir öğün hazırlayabiliriz. Bu nedenle “konserve kesinlikle tüketilmemeli” demek hem gerçekçi hem de doğru değildir.

Dikkat edilmesi gereken nokta, bazı metal kutuların iç kaplamalarında bisfenol içeren reçinelerin kullanılabilmesidir. Konserve tüketimi çok sık ve tekdüze hâle geldiğinde ambalaj kaynaklı maruziyet ihtimali de artabilir.

Çözüm, konserveyi tamamen yasaklamak yerine denge kurmaktır. Kuru bakliyatı evde haşlamak, cam kavanozlu alternatifleri tercih etmek ve mümkün olduğunda taze veya dondurulmuş ürünlere yönelmek iyi seçeneklerdir.

Konserve ürün kullanıldığında kalan yiyeceği kutunun içinde saklamaya devam etmek yerine cam bir kaba aktarmak daha uygundur. Kutusu şişmiş, paslanmış, sızıntı yapmış veya ciddi biçimde ezilmiş ürünler ise yalnızca endokrin bozucular açısından değil, genel gıda güvenliği açısından da tüketilmemelidir.

Çok Fazla Paketlenmiş ve Ultra İşlenmiş Ürünler

Paketli bir ürünün sırf paketli olduğu için hormonları bozduğunu söylemek doğru olmaz. Ancak beslenmenin büyük bölümü tek kullanımlık ambalajlarda satılan, uzun raf ömürlü ve çok aşamalı işlemden geçmiş ürünlerden oluştuğunda gıdayla temas eden malzemelerle karşılaşma sayımız artar.

Hazır soslar, paketli atıştırmalıklar, işlenmiş et ürünleri, tek kullanımlık kaplarda servis edilen sıcak yemekler ve plastik şişelerde uzun süre beklemiş içecekler bu açıdan değerlendirilebilir. Buradaki mesele yalnızca ürünün içeriği değildir; üretim hattı, ambalaj, saklama sıcaklığı ve kullanım biçimi de önemlidir.

Evde temel malzemelerle hazırlanan taze yemeklerin artırılması, kimyasal maruziyeti azaltmanın yanında genel beslenme kalitesini de yükseltebilir. Yapılan küçük ölçekli bir beslenme müdahalesi çalışmasında, konserve ve plastik ambalajlı ürünler azaltılıp temel malzemelerden hazırlanan taze yiyeceklere geçildiğinde katılımcıların BPA ve bazı ftalat metabolitlerinde belirgin düşüşler görülmüştür.

Bu durum her öğünü evde hazırlamak zorunda olduğumuz anlamına gelmiyor. Haftanın birkaç gününde bile paketli ürünler yerine evde hazırlanan yiyecekleri tercih etmek önemli bir başlangıç olabilir.

Pestisit Kalıntısı Bulunabilen Sebze ve Meyveler

Bu başlık çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Bazı pestisitlerin endokrin sistem üzerinde etkili olabilme ihtimali vardır ve bu maddeler değerlendirilirken hormon sistemi üzerindeki etkileri de incelenir. Ancak buradan “sebze ve meyve yemeyin” sonucu kesinlikle çıkmaz.

Tam tersine, sebze ve meyveleri beslenmeden çıkarmak sağlıklı bir yaklaşım değildir. Avrupa’daki güncel resmi izleme sonuçları da denetlenen gıdalardaki pestisit kalıntılarının genel olarak insan sağlığı açısından düşük risk taşıdığını bildiriyor.

Yapılabilecek en makul şey; ürünleri akan su altında iyice yıkamak, gerekiyorsa dış yaprakları ayırmak, beslenmede çeşitlilik sağlamak ve tek bir ürünü sürekli çok yüksek miktarda tüketmemektir.

Sebze ve meyveleri sabun, çamaşır suyu veya bulaşık deterjanıyla yıkamak ise doğru değildir. Bu maddeler gıda üzerinde kalabilir. Temiz su altında ovalayarak yıkamak, yüzeydeki kirlerin ve bazı kalıntıların uzaklaştırılmasına yardımcı olur.

Mümkün olduğunda mevsiminde yetişen ürünleri ve güvenilir üreticileri tercih etmek de güzel bir alışkanlıktır. Ancak organik ürün satın alamayan bir kişinin sebze ve meyveden tamamen uzak durması gerekmez.

endokrin bozucular nedir 3

Çevresel Kirleticilerin Birikebildiği Hayvansal Gıdalar

Dioksinler ve bazı PCB türleri çevrede uzun süre kalabilen kirleticilerdir. Yağ dokusunda birikebildikleri için besin zincirinde özellikle bazı et, süt ürünleri, balıklar ve deniz ürünleri üzerinden maruziyet oluşabilir.

Dünya Sağlık Örgütü, insanların dioksinlere maruziyetinin yüzde 90’dan fazlasının gıdalar aracılığıyla gerçekleştiğini ve başlıca kaynakların et, süt ürünleri, balık ve kabuklu deniz ürünleri olduğunu belirtiyor. Uzun süreli yüksek maruziyetin endokrin ve üreme sistemi dâhil olmak üzere farklı sistemleri etkileyebileceği bildiriliyor.

Bu bilgi, balık veya süt ürünlerinin tamamen bırakılması gerektiği anlamına gelmez. Balık; kaliteli protein, vitaminler ve yararlı yağ asitleri sağlayan değerli bir besindir. Burada yine çeşitlilik önemlidir.

Sürekli aynı tür ve aynı kaynaktan balık tüketmek yerine balık türlerini değiştirmek, resmi gıda güvenliği uyarılarını takip etmek ve güvenilir satış noktalarını tercih etmek daha dengeli bir yaklaşımdır. Et ürünlerinde görünür yağların azaltılması ve pişirme sırasında oluşan yağın tüketilmemesi de bazı kalıcı kirleticilere maruziyeti düşürmeye yardımcı olabilir.

Soya Gerçekten Endokrin Bozucu mudur?

Soya, bu konuda en fazla haksızlığa uğrayan besinlerden biridir. Soya ürünlerinde izoflavon adı verilen fitoöstrojenler bulunur. Bu maddeler östrojen reseptörleriyle etkileşebilir; ancak “hormon sistemiyle etkileşmek” ile “zararlı bir endokrin bozucu olmak” aynı şey değildir.

İnsan çalışmalarını değerlendiren geniş bir teknik inceleme, soya izoflavonlarının endokrin bozucu olarak sınıflandırılmasını destekleyen yeterli kanıt bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Erkeklerde gerçekleştirilen klinik çalışmaların meta-analizinde de soya veya izoflavon tüketiminin testosteron üzerinde anlamlı bir olumsuz etki göstermediği bildirilmiştir.

Bu nedenle makul miktarda tofu, soya sütü, edamame veya fermente soya ürünü tüketen sağlıklı bir kişinin yalnızca “östrojen içeriyor” korkusuyla bu yiyeceklerden uzak durması gerekmez.

Elbette tiroit ilacı kullananlar, özel bir hastalığı bulunanlar veya yoğun izoflavon takviyesi almak isteyenler kendi hekimleriyle görüşmelidir. Besin olarak soya tüketmekle yüksek doz takviye kullanmak aynı şey değildir.

Günlük Hayatta Maruziyeti Azaltmak İçin Neler Yapabiliriz?

Bu konuda kusursuz olmaya çalışmak insanı yorabilir. Her etiketi kontrol etmek, her üründen şüphelenmek ve dışarıda yemek yemekten korkmak sürdürülebilir değildir. Daha gerçekçi olan, sık tekrarlanan birkaç alışkanlığı değiştirmektir.

Sıcak yemeği plastik kapta bekletmemek, mikrodalgada cam veya seramik kullanmak, çizilmiş plastikleri yenilemek, konserveyi her gün tüketmemek, mümkün olduğunca temel malzemelerden yemek hazırlamak, sebze ve meyveleri iyi yıkamak, beslenmede çeşitlilik sağlamak ve güvenilir üreticileri tercih etmek yeterince güçlü adımlardır.

Plastik şişeleri sıcak otomobilde veya doğrudan güneş altında bırakmamak da önemlidir. Su şişelerinin tek kullanımlık olanlarını tekrar tekrar doldurmak yerine cam veya uygun özellikte üretilmiş yeniden kullanılabilir mataralar tercih edilebilir.

“BPA içermez” yazısı da tek başına ürünün tamamen risksiz olduğunu garanti etmez. Bazı ürünlerde BPA yerine benzer yapıdaki başka bisfenoller kullanılabilir. Bu yüzden yalnızca etikete güvenmek yerine sıcaklık, kullanım süresi ve kabın fiziksel durumu gibi faktörlere de dikkat etmek gerekir.

endokrin bozucular nedir 1

Endokrin bozucularla ilgili konuşurken yapılan en büyük hata, tek bir besini şeytanlaştırmaktır. Ne bir kutu konserve tüketmek hormon sistemini bir anda bozar ne de bir kez plastik şişeden su içmek ciddi bir hastalığa yol açar. Asıl önemli olan, yıllar boyunca tekrarlanan gereksiz maruziyetleri mümkün olduğunca azaltmaktır.

Mutfakta yapacağımız küçük değişiklikler bu nedenle değerlidir. Cam kaba geçmek, sıcak yiyeceği plastikten uzak tutmak, taze ve az işlenmiş gıdalara daha fazla yer vermek, farklı kaynaklardan beslenmek ve gereksiz korkular yerine güvenilir bilgiye dayanmak iyi bir başlangıçtır.

Hormon sağlığı yalnızca tek bir gıdaya bağlı değildir. Uyku düzeni, stres, hareket, vücut ağırlığı, kullanılan ilaçlar, genetik özellikler ve genel beslenme biçimi birlikte değerlendirilmelidir.

Adet düzensizliği, açıklanamayan kilo değişimi, aşırı yorgunluk, saç dökülmesi, çarpıntı veya uzun süren başka belirtiler varsa yalnızca beslenmeyi değiştirmekle yetinmemek gerekir.

 

 

 

 

Koşuyolu Rezonans